Evangelista Torricelli 15 Ekim 1608′de İtalyanın Feanza şehrinde doğdu, 5 Ekim 1647 in Floransa’da öldü. Açık hava basıncı üzerine yaptığı deneyleriyle tanınan ünlü İtalyan fizik ve matematik bilginidir.
Çocukluğunda matematiğe olan merakıyla dikkatleri çekti. 1627′de Roma’ya giderek, hidrolik biliminin kurucusu ve Galilei’nin talebesi olan Benedetto Castelli ile birlikte çalıştı. 1641′de Galilei ile mektuplaşmaya başladı. Aynı sene, Castelli nin tavsiyesi üzerine Galile, Torricelli’yi Tuscany’ye davet etti. Galile ile görüştükten birkaç hafta sonra, Galilei ölünce, Tuscany büyük dükü Torricelli’yi onun makamına tayin etti. 1644 yılında geometri ve mekanik üzerinde bir kitap yayınladı. Matematik sahasında mühim bir boşluğu dolduran bu kitapta aynı zamanda Galile’nin mekanik üzerindeki ilk çalışması, birbirine bağlı cisimlerin ortak ağırlık merkezleri aşağıya doğru hareket ederken, ani hareket edebilecekleri prensibi bir neticeye bağlanıyordu.
Torricelli, suyun yerine, ondan on üç buçuk defa daha ağır olan civayı (sıvı maden) koymayı akıl etti, bu sayede sütunun yüksekliği aynı oranda kısalmış oldu. Böylece Torricelli ilk barometreyi gerçekleştirdi; bir ucu tıkalı ve içi civa dolu cam bir boru. Bu boru başaşağı çevrilip açık ucu gene civayla dolu bir küvete daldırılır. Borudaki civanın bir kısmı küvete akar ve civa sütunu borunun içinde aşağı yukarı 760 milimetreye kadar iner. O zaman civanın ağırlığı, atmosfer basıncı ile eşdeğer olur. Basınçtan faydalanarak, civa doldurulmuş tüplerle yaptığı deneyler neticesinde, deniz seviyesinde 1cm²ye düşen basıncı 1033 gr/cm² olarak tespit etti. Geometri ve mekanik alanındaki fikirlerini ise ilk önceleri kimse önemsemedi. Torricelli aynı zamanda hocası Galile’nin teleskobunu ve kendi mikroskobunu geliştirmeye uğraştı.
1643 Torricelli, hava basıncını ölçmek için şimdi cıvalı barometre denilen cihaz icat etti.
Aynı dönemde, Blaise Pascal, yükselti’yi ölçmek için barometreden yararlanmayı düşündü. Atmosferin ağırlığı, borunun içindeki civanın yüksekliğini belirlediğine göre, bu yükseklik, bir dağın tepesinde azalacaktır; dağın tepesinde, hava tabakasının yüksekliği deniz düzeyine göre daha az olduğundan ağırlığı da daha az olacaktır. Buna göre civa sütununun yüksekliği, hangi yükseltide bulunduğumuzu gösterir: altimetre’nin (yükseltiölçer) esası budur.
Daha sonra, atmosferdeki değişmelerin, atmosfer ağırlığını azaltıp çoğaltmakla civa sütununun yüksekliğini değiştirdiği anlaşıldı. Böylece barometre işaretlerine bakılarak hava değişikliği’nin tahmini öğrenilmiş oldu; buna göre deniz düzeyinde, 760 milimetre yükseklikteki civa, «güzel hava» belirtisidir. Atmosfer basıncı, havası boşaltılmış kutular olan madeni barometre’lerle de ölçülebilir.
Nasıl Çalışır?
Tekerlekli Barometre Çalışma Diyagramı
Artan hava basıncı civa sütununu hareket ettirir ve sol kolda yükselmesini sağlar. Bu esnada sağ koldaki civa seviyesi de düşer. Çok az hafif olan ağırlık civa üzerinde yüzer ve onunla beraber yükselir. Ağırlık ve karşı ağırlığa bağlı ip ve makara aynı bir palanga düzeneği gibi çalışır ve birlikte hareket derler. Hava basıncı yükseldikçe denge bozulur ve civa yükselir, hava basıncı düştükçe yine denge bozulur ve civa seviyesi alçalır. Bu sayede net ve kesin bir ölçüm yapılır.
Çubuk Barometre
Çubuk barometrenin çalışma prensibi çok basittir. Açık olan sağ hazneye uygulanan hava basıncı deniz seviyesinde en yüksek basıncı alır ve sol koldaki akışkan seviyesi artar. Sol koldaki boşluk mutlaka vakum olmalıdır. Orada eğer bir gaz olursa, sıkıştıkça basıncı yükselir ve itmeye başlar. Bu da ölçümün gerçek değerinin altında gözükerek yanlış çıkmasına neden olur.
Aneroid Barometre
Vakum kapsülü ‘a’ hava basıncı değişimiyle çok ufak ilerlemeyle ‘b’ yayına hareketi taşır. Ufak bir kaldıraç olan ‘c’ , bu hareketi kuvvetlendirerek ufak zincir ‘d’ aracılığıyla ‘e’ makarasına iletir. Makara üzerine konumlanmış ‘f’ gösterge çubuğu ve ‘g’ dengeleyicisi sayesinde en doğru sonucu gösterir.

Daktilo, bir klavye aracılığıyla harekete getirilen harfleri mürekkepli bir sistem yardımıyla kağıda basarak yazı yazan makine. İlk yapılışı 1829′da Teroitli William Austin Burt tarafından gerçekleştirildi. Tipograf adı verilen bu makine elden daha yavaş yazıyordu. Bundan sonraki denemeler pek başarılı olamadı. Aradan 40 yıl geçtikten sonra Sholes 1868′de ilk pratik daktiloyu yaptı. Remington’un 1878′de yaptığı daktilo ise bir dikiş makinesinın üzerine yerleştirilmişti. Şaryo dikiş makinesinin pedalına benzeyen bir pedalla döndürülüyordu. Makine ise silik ve büyük harf yazabiliyordu. Bu mahsurlarının yanında büyük ve pahalı olması piyasaya sürülmesine engel oldu. Remington, Royal Smith gibi Amerikan firmaları yanında İtalyan Underwood-Olivetti, Alman Olympia, Adler ve Triumph ve İsveç Facit firmaları da daktiloların yapımında görülen çeşitli kusurları yavaş yavaş düzelterek bugün kullanılan daktiloya benzeyen makineler yaptılar. Sholes’in yaptığı makineyı inceleyen Thomas Edison, elektrikle çalışabileceğini söyleyerek üzerinde çalışmaya başladı. Edison, çubuğun elektromıknatısla hareket ettiği elektrikli daktilo makinesi yaparak 1872′de patentini aldı. Çeşitli deneme ve üzerinde yapılan çalışmalardan sonra 1930 yılında seri halde elektrikli makinelerin satışınabaşlandı. Piyasada tutunması, seri iş yapması bunun üzerinde firmaların çalışmasını sağladı.
Mekanik daktilo
Elektriksiz olup, mekanik olarak çalışırlar. Parmakla kuvvetle tuşa vurulunca, kaldıraç tertibatıyla tuşun bağlı olduğu harf kalkar ve şeride vurur. Şerit de sarılı olan kağıt üzerinde o harfin izini bırakır. Harfler vuruldukça şaryo otomatik olarak ilerler. Yazının düzgün çıkması şeride, vuruşun kuvvetine, tuşlara iyi basılıp basılmamasına bağlıdır.
Elektrikli daktilo
İşleme prensibi mekanik ile aynıdır. Tuşa asıldığında harfin şeride, dolayısıyla kağıda vurma işlemi elektriki olarak gerçekleştirilir. Ancak IBM 1961′de Selectric ismini verdiği modelle harflerin çubukları yerine, harflerin bulunduğu yazı topunu getirdi. Seçilen harfe göre bu yazı topu dönebilerek, kağıt tarafına ilgili harfi getirebilmektedir. Yazı topunun değiştirilmesiyle değişik türde harfleri kullanmak mümkündür. Elektrikli daktiloların (yazıcıların); kaset şeritli ve silicili, çubuklu elektrikli daktilo, küreli elektrikli daktilo, papatya tipi elektrikli daktilo gibi çeşitleri de vardır.
Kaynak:www.yardimx.com
Bizler bu kadar polis, asker vs… olmasına rağmen kendimizi bireysel saldırılardan koruma adına hala bu silahlara sahip olma peşindeyiz. Bu silahlar aynı uzay yolu’ndaki sanal silahlar gibi düşmanı geçici süreliğine etkisiz kılma amacına dönük olarak tasarlanmıştır. Bu silahların kesinlikle şaşmaz bir yapıya sahip olduklarını ve zor durumlarda canınızı nasıl koruduğunu birlikte görelim.
VÜCUDUMUZUN ELEKTRİK SİSTEMİ
Bizler genel olarak elektriğin bizler için son derece zararlı olduğunu düşünürüz. Bir yıldırım çarpması veya parmağınızla bir kabloyu tutmanız durumunda elektrik çarpmasına maruz kalır sakatlanırsınız ya da ölürsünüz.
Ancak düşük dozdaki elektrik insanlar için öldürücü ya da sakat bırakıcı nitelikte değildir. Aslında elektrik vücudumuzun en esaslı öğelerinden biridir. Elektrik olmaksızın hiçbir şey yapamayız.
Örneğin; siz bir yemek yapmak istediğinizde beyniniz sinir hücreleriniz vasıtasıyla kolunuzdaki kaslara bir elektrik sinyali gönderir. Kimyasal bir iletişim sonucu elektrik sinyali, sinir hücresi ile sinir taşıyıcıları vasıtasıyla kaslarınıza iletilir. Bu gelen sinyal kaslarınızın kasılması veya genişlemesini sağlayarak sizin ellerinizi kullanmanızı sağlar. Yemeğinizi tuttuğunuz zaman bu kez de elinizdeki hassas sinir hücreleri beyninize bir elektrik sinyali göndererek orda bir şeylere dokunduğunuz hissini beyninize iletir. Ve yine siz yemeğinizden bir ısırık aldığınız zaman beyninize o yemeğin lezzetini tanıtan elektrik sinyalleri gönderilir. Bu açıklama doğrultusunda vücudumuzun bütün parçalarının birbirleri ile elektrik sinyallerini kullanarak haberleştiklerini öğrenmiş oluyoruz.
VÜCUDUN ELEKTRİK SİSTEMİNİ BOZMA
Şok tabancaları yukarıdaki elektrik sistemini bozma üzerine tasarlanmıştır. Bu silahlar yüksek gerilim düşük akım uygularlar. Yani, bu sistem yüksek bir basınç uygulamasına karşın uzun süre bu etkiyi göstermez. Biri size saldırdığında tetiğe basarsınız ve silah saldırganın bedenine bu elektrik yükünü uygular. Bu yüksek gerilim saldırganın kıyafeti ve derisinde bir etki oluşturur. Yaklaşık 3mA civarındaki bu yük (düşük bir akım yani) saldırganı durdurmakla beraber vücudunun da büyük hasar görmemesini sağlar. Tabi ki uzun süre bu etkiye maruz kalmazsa. Saldırgan şu iki mantık dahilinde etkisizleştirilebilir.
1- Bu şok sayesinde saldırganın beynine birçok sinyal gönderilir ve beyin şaşkın bir hale getirilir. Tıpkı telefon hattına bir akım verildiğinde nasıl ki konuşulanlar sadece bir gürültüden ibaret olarak duyulabiliyorsa, beyin de bu sinyaller sonucu durumu algılayamayarak kaslara anlamsız sinyaller gönderir ve kısmi bir felce sebep olur.
2- Saldırganın vücuduna vücudun kendi sinyallerine benzer şekilde sinyaller gönderilerek kasların sürekli olarak çalışması sağlanır. Dışarıdan bir şey gözükmese bile bu kadar çok çalışmadan dolayı yorgun düşen kaslar bir süre hareket edemeyecek derecede enerji harcarlar. Saldırgan bu sayede etkisiz hale gelmiş olur.
Bu işin temel mantığı vücuttaki kaslara ve sinir hücrelerine elektrik uygulamaktır. Vücudun tamamı bu hücrelerle dolu olduğundan nereye uygularsanız uygulayın vücuttaki bütün yerler bu saldırıyı sonuna kadar hissedecektir. Şimdi şok tabancalarının en önemlilerini ve bu enerjiyi insan vücuduna nasıl boşalttıklarına bakalım.
Yukarıdaki animasyonda en çok kullanılan 3 şok tabancasını görüyorsunuz. Her bir tabancanın avantajı ve dezavantajı vardır. Animasyondaki tabanca resimlerine tıklayarak silahların çalışma şekillerini görebilirsiniz.
STANDART ŞOK TABANCASI
Geleneksel şok tabancası son derece basit bir tasarıma sahiptir. Bir el feneri büyüklüğündeki bu tabanca sıradan 9V luk bir pille çalıştırılmaktadır.
Resimlerden de görebildiğiniz üzere bugünkü şok tabancalarında 2 çift elektrot bulunmaktadır. Bunlardan ikisi test elektrotu olurken, diğer ikisi (dıştakiler) boşaltıcı elektrotlar olarak kullanılmaktadır. Eğer ki dıştaki bu elektrotların arasında iletken olmaksızın (yani saldırganın vücudu) tetiğe basarsanız içteki test elektrotları arasında elektrik iletimi olacaktır. İç elektrotlar arasındaki mesafe elektrik akımının bir taraftan diğerine sıçrayabileceği mesafede ayarlanmıştır. Bu kasıtlı olarak tasarlanmış bir sistemdir. Saldırgan siz tetiğe bastıktan sonra bu elektrik akımını görecek ve çıkarttığı sesi fark ettikten sonra saldırıdan vazgeçebilecektir. Yok, hala saldırırsa bu sefer dış elektrotlar vücuduna temas ederek saldırganı etkisizleştirir. (bu arada dış elektrotlar arası mesafe sıçramaya yeterli bir mesafe değildir.)
FLYING TASER ŞOK TABANCASI
Popüler şok tabanca tasarımlarından biride bu Taser şok tabancasıdır. Standart şok tabancası ile aynı temeller üzerine kurulmasına karşın sabit olmayan 2 adet elektrotu ile farklı bir tasarımdır. Bu sabit olmayan elektrotlar uzunca bir iletken tel vasıtasıyla sisteme bağlıdırlar. Tetiğe basıldığı anda sıkıştırılmış gaz kartuşu içindeki hava boşalarak elektrotların arkasında bir basınç oluşturmakta ve sabit olmayan elektrotlar tel uzunluğunca uçarak saldırganın elbisesine (ucundaki tırnaklar vasıtasıyla) tutunmaktadır. Bundan sonraki çalışma prensibi standart şok tabancasında olduğunun aynısıdır. Elektrik akımı verilerek saldırgan etkisiz hale getirilmektedir.
SIVI ŞOK TABANCALARI
Yeni şok tabancalarından biri Liquid Stun Gun (sıvı şok tabancası). Bu tabanca Taser ile aynı mantıkla çalışmasına karşın, burada açılan teller yerine elektrik iletimi bir sıvı vasıtasıyla yapılmaktadır. Silah elektrik iletkenliği yüksek bir sıvıya ihtiyaç duyar. Tuz veya iletken farklı elementleri içeren bir su karışımına. Siz tetiğe bastığınız anda elektrik akımı sıvı vasıtasıyla saldırgana kadar ulaştırılır.
Bu silahın çok daha güçlüsü için motorlu bir taşıyıcı ve arkasında da sıvı dolu bir hazne olması gerekir.
Bugünlerde şok tabancaları talebe binaen hızlı bir gelişim göstermektedir. Askeri güçler de öldürücü olmaması ve sivil zayiata neden olacak saldırılara karşı bu tür silahları kullanmaya başlama çalışması içinde. Son derece yararlı bir teknoloji. Ne dersiniz?
Aşağıda da bir başka Elektroşok tabancasını görüyorsunuz. Parmaklarınıza takıp yumruk atmak suretiyle kullanabileceğiniz. İlgi çekici bir alet.
Bir cismin sıcaklığını ölçmeye yarayan alet. İlk termometre, 1614 yılında ünlü bilgin Galile tarafından yapılmış, gittikçe evrim kazanarak, bugün kullanmakta olduğumuz termometrelerin meydana gelmesine yol açmıştır. Bugün kullanmakta olduğumuz termometreler, 1742 yılında Andres Celsius tarafından bulunmuştur.Termometreler, genel olarak, ince bir cam tüp halindedirler. Bu tüpün alt tarafında şişkince olan bölümde, cıva deposu vardır. Sıcaklık karşısında genişlemeye uğrayan cava, bir sütun halinde, cam tüp içinde yükselir, önceden tespit edilmiş derece miktarlarına göre, civanın bu yükselmesine sebep olan sıcaklık, tespit edilmiş olur.